TÜKETİM TOPLUMU

Tüketim Toplumu popüler kültürde sıklıkla karşımıza çıkan bir deyim ve tüketim toplumu denilince pek çok kişide olumsuz çağrışımlar akla geliyor.

Oysa tüketim toplumu olarak nitelenen ülkelere benzeyebilmek onlar gibi yaşayabilmek pek çok insanın ve toplumun özendiği gıpta ettiği bir amaç.

Bu makalemde tüketim, üretim ve uygarlık arasında pek üzerinde durulmayan ama uygarlığın gelişiminde son derece önemli olan ilişkiye açıklık getirmeye bu konudaki ezberleri bozmaya çalışacağım

Uygarlık esası itibari ile toplumun tüketim ihtiyacına yanıt verebilmektir. Buradaki tüketim ihtiyacı kavramı son derecede geniş bir yelpazeye yayılır. Bu yelpaze temel tüketim ihtiyaçları olan barınma, gıda, güvenlik ve giyinmeden daha soyut tüketim ihtiyaçları olan sanat, lüks tüketim maddeleri olarak nitelenen mallara kadar geniş bir alanı kapsar. En temel tüketim ihtiyacımız olan barınma ihtiyacımızı dahi doğal bir mağaradan lüks bir malikaneye kadar olan geniş bir yelpazeye yayabiliriz de üstelik.

Pek çok kişi için tüketim sözcüğü ciddi miktarda olumsuz bir anlam taşımaktadır, bence bu son derecede yanlış bir şartlanmadır.  Bu şartlanma insanlar arasında tüketimde, bölüşümde adaleti sağlayabilmek için tüketimi kısarak yada engelleyerek adaleti sağlamaya çalışan sosyoekonomik bir yaklaşımın yapmış olduğu propagandanın sonucudur.

Bu ekonomik anlayış üretimin artmayacağı, sabit olduğu varsayımından hareket etmektedir. Çoğu din kökenli ekonomik yaklaşım bu varsayımdan hareket eder ve insanların az tüketmesini vazeder, tüketim yerilir ve yoksulluk övülür.

Oysa ekonomik gerçeklilik bambaşkadır tüketim üretim fonksiyonunu tahrik eden ana motordur ve uygarlık esası itibari ile toplumun tüketim talebine yanıt verebilmektir. Bizim uygarlık dediğimiz olgu aslında üretim fonksiyonumuzdur. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ne kadar fazla ve ne kadar yüksek vasıfta üretim yapabiliyorsak o kadar uygarız demektir. Toplumun barınma ihtiyacını karşılayabilmek için mağara yerine gökdelen üretebilen bir toplumun daha uygar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu noktadan hareketle düşünürsek tüketime karşı olmak; üretimin gelişmesine ve uygarlığın ilerlemesine karşı olmaktır.

Tüketime karşı olan bir “lokma bir hırka” zihniyetindeki ve pek çoğu da dini kökene dayanan ekonomik yaklaşımlar egemen oldukları her toplumda uygarlığın gelişimini durdurmuşlar ve hatta geriletmişlerdir.

Uygarlık tarihine baktığımızda bu olgu son derecede net bir biçimde görülmektedir. Parlak İlkçağ uygarlıklarından sonra gelen ve yoksulluk felsefesini ön plana çıkaran Hıristiyanlık inancının egemen olduğu toplumlardaki uygarlık gerilemesi orta çağ karanlığı olarak adlandırılmamakta mıdır?

Konuyu daha iyi özümseyebilmek için Tüketim ve Üretim kavramlarına bir göz atmamızın faydalı olacağı kanısındayım buna göre:

 

TÜKETİM

İnsan başta olmak üzere her canlı tüketim yapmak zorundadır. En basit anlamıyla her canlı yaşamını sürdürebilmek için hava, su ve gıda tüketmek zorundadır. Güvenlik ve barınma canlıların varlıklarını ve nesillerini sürdürebilmek için gereksinim duyduğu diğer iki önemli tüketim konusudur.

Bir mağara da canlının barınma ve güvenlik ihtiyacını karşılayabilir bir gökdelende. Bir canlı doğadan topladığı bitkileri yada avladığı diğer canlıları çiğ yiyerek de beslenme ihtiyacını karşılayabilir İskender kebap yiyerek de aradaki fark uygarlık denilen olgudur.

Canlıların çoğu tüketim ihtiyaçlarını, nesneleri doğada var olan hali ile kullanarak karşılarlar. Canlılar arasında sadece insan doğada var olan nesneleri kendi bilgisi ve enerjisini kullanarak değiştirip dönüştürerek ihtiyaçlarını gidermede kullanabilir. Doğada bulunan nesneleri değiştirip dönüştürerek insan ihtiyaçlarını gidermede kullanma fonksiyonuna biz üretim diyoruz.

İnsan türü gezegenimizde yaşayan ve tüketebilmek, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için üretim yapabilen tek canlı türüdür.

 

ÜRETİM

Üretim doğada bulunan nesneleri değiştirip dönüştürerek ihtiyaçları gidermede daha etkin kullanma fonksiyonudur.

Elimize bir ağaç dalı alırsak kendimizi saldırgan hayvanlara karşı daha iyi koruyabiliriz. Bir sopa yerine uzun bir ağaç dalının ucuna keskin bir taş parçası ekleyebilirsek bu aletin etkinliği artar ve bize daha da iyi bir koruma sağlar. Elimizdeki aleti biraz daha geliştirir daha karmaşık bir mekanizma haline getirirsek örneğin bir ip ile gerdirir ve yay haline getirirsek artık çok daha etkin bir koruma aletimiz olacaktır. Bu basit örnekten de görüldüğü gibi insan doğada var olan ağacı değiştirip, dönüştürüp yeniden şekillendirerek kullanmakta ve güvenlik ihtiyacını daha etkin olarak karşılamaktadır. Ok ve yay üretebilen insan yada insan toplulukları bunları üretemeyen diğer canlı yada insanlara karşı farklılaşmakta ve yaşamını sürdürebilmek bakımından avantaj elde edebilmektedir.

Üretim ne kadar kompleksleşirse ve ne kadar fazlalaşırsa farklılaşma o kadar artacak ve bu farklılaşmanın sağlayacağı avantaj o kadar büyüyecektir.

ÜRETİM NASIL YAPILIR

Üretimin yapılabilmesi için üç temel faktöre ihtiyaç vardır

DOĞAL KAYNAKLAR

ENERJİ

BİLGİ

Üretim ancak bu üç temel faktör birden varsa mümkündür faktörlerden birinin bile yokluğu üretim yapılmasını engeller.

Konuyu anlamak açısından bu faktörleri ve özelliklerini ayrı ayrı incelememizde fayda vardır:

DOĞAL KAYNAKLAR

Doğal kaynaklar sonsuzdur. Gerek madde gerekse enerji olarak evrende bulunan her şey doğal kaynaktır. Evrenin sonsuz büyüklüğü göz önüne alınırsa sanırım kimse doğal kaynakların sonsuzluğu varsayımına itiraz edemeyecektir.

Genel geçer ekonomik anlayışlar ise kıt kaynaklardan bahseder oysa sonsuz miktardaki doğal kaynağı sınırlı sayıdaki insana böldüğümüzde  insan başına sonsuz miktarda kaynak düşer bu durum kıt kaynaklar varsayımının en azından doğal kaynaklar açısından matematik olarak yanlışlanması demektir.

ENERJİ

Enerji yapabilme, edebilme yeteneğidir. Birim zamanda ne kadar iş yapabildiği enerjinin ölçütüdür. Evrende var olan Enerji de sonsuzdur.

Üretim ancak enerji kullanılarak yapılabilir. İnsanın ilk kullanabildiği enerji kaynağı kendi kas gücüydü. Her canlı doğal olarak kas gücü enerjisine sahiptir ve bu enerjiyi kullanabilir. Canlılar arasında bir tek insanoğlu aletler yaparak kendi kas gücü enerjisini daha etkin ve verimli kullanmayı başarabilmiştir.

Tekerlek yaparak, kaldıraç yada basit makara sistemleri ile kendi kas gücünü aletler vasıtası ile çok daha verimli ve etkin kullanabilmiştir.

Diğer yandan insan kendi kas gücü yanında başka canlılarında kas güçlerinden istifade etmeyi bilmiştir. Örneğin tekerlek taktığı arabaları atlara yada öküzlere çektirince hem daha hızlı hem de daha çok yük taşıyabilen araçlar elde etmiştir.

İnsan doğada var olan diğer enerji kaynaklarını da aletler vasıtası ile üretimde kullanmayı başarmıştır. Rüzgar enerjisini yelkenlerde, yel değirmenlerinde akarsu enerjisini su değirmenlerinde kullanabilmiştir.

İnsanın enerji temin etmede elde ettiği en büyük başarı ise kimyasal enerjiyi kontrol edebilip kullanabilmesidir. Ateşin keşfi ve kullanımı bu gezegendeki diğer hiçbir canlının başaramadığı bir olgudur. Kimyasal enerji insana istediği yer ve zamanda dilediği kadar enerji temin edebilme imkanını sunmuştur.

İnsanoğlu kimyasal enerjiyi kısaca ateşi keşfederek ve kullanarak hem gezegen üzerinde yaşayabileceği  coğrafi alanları genişletebilmiş hem de alet yapmada önemli bir avantaj sağlamıştır. İnsanoğlunun biyolojik yapısı bu gezegendeki çok sınırlı bir coğrafi alanda hayatını sürdürebilmesine imkan tanır. İnsanın vücut ısısı 36,5 santigrat derecedir hayatını sürdürebilmesi için bu ısıyı koruması gerekir bu ısıdan birkaç derecelik bir sapma dahi insanı öldürmeye yeter. Gezegenimizin büyük bir kısmında suyun donma noktası ve altındaki sıcaklıkların uzun süreler ile görüldüğünü düşünürsek ateş gibi bir ısı ve enerji kaynağının ne kadar hayati önem taşıdığını da anlarız.

Ateşi kullanan insan metal teknolojisini de kullanabilme imkanına kavuşmuştur böylelikle çok daha verimli araç gereç yapabilmiştir. Metal teknolojisi kimyasal enerjinin kullanımını daha verimli ve etkin bir hale getirebilmek açısından da önemlidir. Metal teknolojisi sayesinde kimyasal enerjiyi daha etkin kullanabilen buhar makineleri, içten yanmalı motorlar ve türbin motorları yapılabilmiştir. Başta taşıt araçları olmak üzere bu gün kullandığımız pek çok araç ve alet bu teknolojiye dayanır.

Elektrik enerjisi ve nükleer enerjinin kullanımı ise enerji kaynaklarından yararlanmada insanoğlunun geldiği son aşamadır.

Doğal kaynaklar ile ilgili söylediklerimizi burada da rahatlıkla tekrarlayabiliriz enerji kanyakları sonsuzdur ve sonlu olan insan sayısına bölününce insan başına düşen enerji miktarı da sonsuz olmaktadır.

Bu noktada önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum konumuz insan olduğu için insan enerjisi denilen ve emek olarak tanımlanabilecek enerjinin kısıtlı olduğunu belirtmek isterim. İnsan emeği sınırlıdır bu manada kıttır insan kendi kıt olan emeği dışındaki sonsuz miktardaki enerjiyi kullanarak büyük bir kaldıraç etkisi yaratıp kendi emeği ile asla üretemeyeceği miktarlarda üretim yapabilir ama bu insan emeğinin sınırlı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Evrendeki İnsan emeğinin toplam miktarı ; insan sayısı ile her bir insanın sahip olduğu enerji miktarının çarpımına eşittir ve her ne olursa olsun bu miktar kıt bir miktardır. İnsan sayısındaki artış bu miktarı arttırır doğal olarak.

Birim zamanda yapılabilecek iş açısından bu miktar son derecede önemlidir. Temel yaşamsal fonksiyonları sağlamak için gerekli olan enerji miktarı kullanıldıktan sonra ancak başka işlere enerji ayrılabilir. Diğer enerji kaynaklarını kullanabilme ve aletler vasıtası ile kendi enerjisini daha verimli kullanabilme bilgisi, becerisi insanın kendi enerjisi ile yapamayacağı işlerin başarılabilmesine olanak tanır.

Burada önemli olan evrende var olan sonsuz enerji kaynağından istifade edebilme bilgisi yada yeteneğidir bu sayede kaldıraç etkisi kullanıla bilinir.

 

BİLGİ

Buraya kadar diğer iki üretim faktörünün sonsuz olduğu kıt olan tek kaynağın insana özgü enerji olarak tanımlanabilecek insan emeği olduğunu ifade etmiştik.

Üretim yapabilmek için gerekli olan en önemli unsur bilgidir.

Doğal kaynaklar ve enerji çevremizde sonsuz miktarda bulunmaktadır bu kaynakları üretimde kullanmaya yarayacak bilgi ise hazır olarak bulunmamakta insanlar tarafından keşfedilmesi yada öğrenilmesi gerekmektedir.

Her insanda doğuştan gelen ve emek olarak nitelenen avcı toplayıcı çağlarda olduğu gibi üretim yapmadan hayatını sürdürebilmesini de sağlayabilecek temel enerji mevcuttur en önemli üretim faktörü olan bilgi ise doğuştan itibaren mevcut değildir keşfedilmesi yada öğrenilmesi gerekir. Bu manada bilgi kıt ve zor ulaşılabilen bir kaynaktır.

Bilgi insana özgüdür, insan dışındaki enerji kaynaklarının kullanılabildiği gibi bir olgu bilgi için söz konusu değildir bilgiye ancak ve ancak insan sahip olabilir ancak ve ancak insan kullanabilir.

Bilginin üretilmesi yada keşfedilmesi de ancak insan tarafından yapılabilecek bir eylemdir.

Toplumlar yada bireyler arasında görülen farklılaşmanın en önemli sebebi de sahip olunan bilgi düzeyleridir.

Bilginin keşfi yada üretimi ise hem  bireysel hem de toplumsal bir eylemdir. Öncelikle toplumsal sistemin bazı bireyleri bilgiyi keşfetmeye yada öğrenmeye yoğunlaştırabilecek şekilde organize olabilmesi gerekir.

Diğer yandan bireyin yaşam süresi sınırlıdır ve birey öldüğünde sahip olduğu bilgide yok olur.  Bilgiyi keşfetme sürecini devamlı olarak sıfırdan başlatmamak için keşfedilen bilginin toplumun diğer bireylerine aktarılması yada öğretilmesi gerekir. Bir bilginin öğrenilmesi yeniden keşfinden çok daha kısa zamanda mümkündür. Bu yüzdende toplumlar keşfedilen bir bilginin hem toplumun diğer bireylerine hem de gelecek nesillere aktarılabilmesi için sistematik bir yapı kurmak zorundadırlar. Bu yapının kurulması uygarlık için son derecede önemlidir.

Bu sistematik yapı sözel bilgi aktarımından yazılı bilgi aktarımına kadar insanın duyu organları vasıtası ile algılayabileceği bütün teknolojileri kapsar.

 

TÜKETİM TOPLUMU

 

Tüketim toplumu olarak nitelenen toplumlar temel ihtiyaçlarını gidermede herhangi bir sorun ile karşılaşmayan temel ihtiyaçlarını giderme sorununu halledebilmiş toplumlardır. Bu toplumlar temel ihtiyaçlarını giderme sorununu halledebildikleri için artık daha lüks, daha fantezi olarak nitelenebilecek ihtiyaçlarını da giderebilmeye emek ve zaman ayırabilmektedirler.

Gıda ihtiyacını avcı toplayıcı metotlar yerine market alışverişi ile karşılayabilen bir tüketim toplumu kadını kuaförde kendine rahatlıkla vakit ayırabilir yada evinin güvenliği için polisiye hizmetlerden yararlanabilen bir tüketim toplumu erkeği rahatlıkla basketbol oynamaya vakit ayırabilir.

Tüketim toplumu olgusunun sıklıkla yerilmesi eleştirilmesi aslında bu seviyeye gelememiş toplum ve bireylerin kıskançlığından kaynaklanmakta ve yanlış ekonomik varsayımlar ile de tahrik edilmektedir.

Oysa tüm insanların daha fazla tüketebileceği bir dünya hayal etmek vazgeçilmez bir hedef olmalıdır.

Geçmişte yaşanan tüketim kıtlıklarına kim niye dönmek ister buzdolapsız, otomobilsiz, elektriksiz, hastanesiz, okulsuz, televizyonsuz, ilaçsız bir dünyayı kim niye özler acaba?

Tüketimi kısmayı düşünmek yerine herkesin tüketimine yetebilecek miktarda üretimi nasıl yaparız sorusuna yanıt aramak gerek ancak bunu yapabilen toplumlar uygarlık seviyelerini arttırabiliyor diğer toplumlar en azından oldukları yerde sayıyorlar.

Yorum Yaz